Facebook Kullanıcılarını Düşünüyor

İnternet bir zamanlar dünyaya açılan bir pençelere olarak lanse edilmekteydi. Şimdilerde bu unvan internetten alınıp, özellikle Facebook gibi sosyal ağlara verilmiş durumda. Reuters Digital News Report’a göre Avrupa'da nüfusunun %31’i 2016 yılında haberleri internetten takip etti. Bu yüzde gazete okuyanların oranından daha büyük bu sürpriz bir sonuç olmasa da bu oran haber dergilerinin web sitelerini ziyaret edenlerin oranından da fazla.

Sonuç olarak Facebook’un bazı kişiler için dünyaya açılan bir pencereye dönüştüğünü söyleyebiliriz. Her bireye açılan dünyalar farklılıklar gösteriyor: Kimine kedi videoları ve özlü sözlerle dolu dünyalar sunulurken, kimine daha bilimsel ve bilişsel, hatta şiddet içerikli ve nefret dolu dünyalar sunulabiliyor.

Facebook davranışlarımızı analiz ediyor. Neyi izlemekten hoşlandığımızı, webde neleri aradığımızdan haberdar. İlgiyi daima kendisinde tutmayı amaçlıyor sonucu ne olursa olsun. Sizi sitede tutmayacak her şey haber bülteninizden atılıp yerine muhtemelen seveceğiniz haberler konuluyor. Yani algoritma sadece sevdiğimiz şeyleri harmanlayarak size seveceğiniz bir dünya yaratıyor.

Haberlerin filtrelenmesi ve sanal bir dünya yaratımı

İletişim uzmanlarının sıklıkla tartıştığı konulardan biri de ‘filtre balonu’. Bu terim yeni değil. American Eli Pariser sözcüğü ilk kez beş yıl önce hayatımıza soktu. 2010 yılında Deepwater Horizon petrol platformunda yaşanan patlamadan sonra Bay Praiser iki arkadaşından Google’da ‘BP’ terimini aratmasını istedi. Arkadaşlardan birinin karşısına sadece felakete ilişkin haberler çıkarken, diğeri sadece çeşitli yatırım fırsatları ile ilgili haberler edinebildi. Sonuç: özgür internet sadece bir illüzyon. İşin aslında filtre balonu ile fikirlerimize yatkın haberlerle karşılaşmaktayız. Haber kaynakları algoritmalar tarafından seçilerek karşımıza çıkarılıyor.

Profesör Hendrik Speck bu durumu destekliyor. Kendisi Kaiserslautern Üniversitesinin Uygulanabilir Bilimler bölümünde sosyal medya deneyleri uyguluyor. Speck’e göre ‘Kullanıcılar Facebook iletileri ile ilgili değillerse, Algoritmalar neleri görmeleri gerektiğine karar veriyor. Nelerin kullanıcılar için ilgi çekici olduğunu yine bu algoritmalar belirliyor. Eğer bir ileti birçok beğeni alırsa (Örneğin arkadaşlarınız tarafından yorum yapılan ve paylaşılan iletiler), sizin zaman tünelinizde de belirmesi içten bile değil.

Sonuçta en çok bağıran daima en çok ilgiyi üzerinde toplamakta klasik medyayla karşılaştırdığımızda, sosyal medyada bu etken iki kat daha etkili. Zaten politik çevreler de bu durumun yıllardır farkında. Ekstrem haberler ışık hızında yayılabiliyor. Haber ne kadar kutuplaştırıcıysa, algoritma tarafından seçilmesi de o kadar kolaylaşıyor. İlgi çeken haberler, daha çok kişiye ulaştırılıyor. Aynı prosedür sahte haberler için de geçerli: Aktivistler sadece kitleleri etkilemek, parçalamak ve radikal fikirlerini yaymak adına bu tür haberleri son sürat yayabiliyorlar.

Ne kadar beğeni, o kadar ilgi

Profesör Speck’e göre algoritmalar basit matematikten başka bir şey değiller. Dünya görüşümüzü etkiledikleri de apaçık ortada. "Normal yaşamımızda sürekli diğer fikirlerle baş etmemiz gerekiyor. Sanal dünyada ise durum bundan farklı”. Sevdiğimiz ya da eğilim duyduğumuz fikirler adına yaratılmış forum ve platformlara hızlı erişim imkanı bize fikirlerimizin %100 doğruluğu hissi veriyor. Aynı fikirleri paylaşan insanlarla karşılaştıkça ekstrem düşüncelerinizin bile toplum tarafından kabul gördüğünü düşünebilirsiniz. Profesör Speck’e göre "Fikirlerimiz kendiliğinden yine kendi o alışkanlıklarımızla beraber katılaşmakta”. İşin özünde algoritmalar bir nevi filtre görevi görüyor. Marcus von Jordan’a göre bu denklemlerin politik duruşumuz üzerinde devasa etkileri bulunuyor. Kendisi okumaya değer makalelere bağlantılar paylaşan Pid Truste platformunun kurucularından biri. Kendi firmasının algoritmalardan değil, uzmanlık içeren bilgilerden yararlandığım belirtiyor. "Facebook politik kutuplaşma ve radikalleşmeden sorumlu değil, bunu söylemek işleri çok basite indirgemek olur. Fakat yardımı olduğunu da belirtelim”.

Sebebi? "Facebook tamamen gazetecilik sorumluluğundan yoksun bir domain”. Yani isteyen, istediği her şeyi yazabilir. Tabi kişiler bu haberleri okuyup, okumamakta da serbest. Yani balona kendi tıklama ve beğenilerimizle yön veriyoruz. Bay Jordan’a göre sadece kişilerin farklı düşüncelere açık olmasına yol açmıyor ayrıca iletişim becerilerini de köreltiyor, "demokratik sistemden uzaklaşmamıza yol açacak düşünce yapısı tam da bu". Radikal sağ partilerin ABD ve diğer ülkelerdeki yükselişinin kritik sebeplerinden biri de sosyal medya diyebiliriz. "Sadece Facebook’un erişim sınırı tüm yayın evlerinin birleşiminden daha geniş. Uzun zaman önce sadece bir platform olmaktan öteye geçti. Kendisine bağlı dinamikler oldukça endişe verici”.

Habersiz algoritma

‘Dinamik’ kelimesi bir yıldır süregelen Facebook trendini tarif etmek için harika bir kelime: daha sık tıklanan ve yorumlanan sanal haberler, gerçek haberlerin yerine geçiyor. Algoritma (şimdilik) gerçekle yalan haberi ayırt edemiyor dolayısıyla sosyal etkileşime uğrayan haberleri önemli olarak varsayıyor. Bu yegane özellik kolaylıkla manipüle edilebilir. En son ABD başkanlık seçimlerinde ortalıkta dolaşan tonla yalan haber bunun bir kanıtı. Donald Trump bu yolla popülerliğini bu algoritmaya borçlu olup, olmadığını bilemeyiz, yardımı olduğu kesin. Facebook da zaten yalan haberleri tespit ya da etiketleyebilen bir sistem üzerinde çalışıyor.

Önce oku, sonra beğen

Tüm bu yalan haberler arasında boğulmamızın tek sorumlusu bu algoritma mı? "Hayır” diyor Hendrik Speck. "Ana problem kullanıcılarının bu konuda habersiz olması. Çoğu kendilerinde toplanan bilgilerle ilgilenmiyor ya da haberleri bile yok”. Ve sorunun kaynağı da bu. Bay Speck şu şekilde açıklıyor: "Algoritma popülerliği önerilerine ekliyor. Konun iyi araştırılmış bir makale ya da 16 yaşında bir gencin öz geçmişi olabilir Facebook ve benzeri platformlarda bu iki haber de aynı dijital çerçevede yer alabilir.”

Eğitim Sivil Toplum Kuruluşunda hedef grup alanında danışmanlık yapan Walter Staufer de aynı konuya dikkat çekiyor. "İnterneti 20 senedir kullanıyoruz, fakat yalan haberler konusunda halen yeterince bilinçli değiliz. Bu haberler ortalıkta, çünkü gençlerimize bunu engelleyecek araçları sunmuyoruz." Kişilerin Facebook’ta sadece kendi görüşlerini yansıtan haberlere ilgi göstermesi sadece dijital bir sorun değil. Bay Staufer'ın görüşü şu şekilde: "Analog dünyada bile kişi karşıt görüşlü insanları kendinden uzaklaştırarak, aynı fikirleri paylaştığı insanlarla sosyal ağlar kuruyor.” Facebook’daki problem ise şu: insanlar kendilerine neyin gösterilip, gösterilmeyeceğini seçemiyor.

Filtre balonunu oluşturan asıl neden bize sunulan bilgilerle başa çıkarken yeteri kadar eleştirisel yaklaşmamız. Uzmanların çoğu bu konuda hemfikir: sonuçta çoğu kullanıcı genellikle haberlerin güvenilir ve meşru kaynaklardan geldiğini varsayıyor. Tabi herkes gazete editörlerinin yıllarca eğitimini aldığı kaynak doğrulama yetisine ve şüpheciliğe sahip değil. Tabi bu da yazarın içeriği bile okumadığı prematüre ‘beğenilere’ sebebiyet verebiliyor. Kişileri haberleri sonuna kadar, kaynaklarını kontrol ederek okuması zaten imkansız, fakat ortalama kullanıcıların önlerine sunulan bilgiyi paylaşmadan önce içeriğinden haberdar olması gerektiğini bilmesi gerekiyor. Eğer Facebook kullanıcılara belirli haberlerin yalan olabileceğine dair bir işaret verebilirse bile buna iyi yönde atılmış bir adım olarak ele alabiliriz. Sıra sende Bay Zuckerberg!

Kasım 24, 2017, 10:01 Tarihinde Yayınlandı
M.Yahya YAZAR

M.Yahya

Toplam 0 Yorum

Yorum Bırak